Yeni Gelişmeler  

Yargıtay, 16 Ekim 2018 tarih ve 30567 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 20 Nisan 2018 tarihli İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararıyla (“Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı”), avalde eşin rızasının alınmasının zorunlu olmadığına hükmetti.     

Kanun ne öngörüyor?​  

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) uyarınca, kefilin ticari işletmesine veya pay sahibi veya yöneticisi olduğu şirkete ilişkin verdiği kefaletler hariç olmak üzere, evli gerçek kişinin kefil olabilmesi eşinin rızasına bağlıdır.  

TBK’nın 603. maddesi uyarınca, kefaletin şekline, kefilin kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin yapılan diğer sözleşmelere (garanti sözleşmeleri gibi) de uygulanmaktadır.  

Aval ise kefaletin özel bir türü olup, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) düzenlenmektedir. Aval, bir poliçe veya bono bedelinin tamamen veya kısmen ödenmesini teminat altına almaktadır. Her ne kadar aval kefaletin özel bir türü olarak nitelendirilse de, aralarında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Bu farklılıklar sebebiyle de, TBK’nın 603. maddesi kapsamında avalde eş rızasının aranıp aranmayacağı hem doktrin hem de Yargıtay kararlarında görüş ayrılığına sebep olmuştur.  

Yargıtay Kararı  

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, aşağıdaki sebepler nedeniyle avalde eş rızası aranmayacaktır:

  • Kefalet feri nitelikte bir boç doğurmaktayken, aval bağımsız nitelikte bir borç doğurmaktadır.
  • TBK uyarınca, belirli istisnalar dışında eş rızası kefaletin geçerliliği için bir şekil şartıyken avalin şekil şartlarını düzenleyen TTK, eşin rızasını bir şekil şartı olarak öngörmemektedir.
  • Aval bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir kambiyo taahhüdüdür ve bu nedenle TBK’nın 603. maddesi kapsamında değerlendirilemeyecektir.
  • Aval için eş rızasının aranması durumunda, aval verenin evli olup olmadığının senetten anlaşılması gerekecek olup, aval verenin nüfus bilgileri senede ek yapılmadığı sürece de bunun anlaşılması mümkün olmayacaktır. Böyle bir ek yapılması ise ticari hayatta ne işlevsel ne de pratik olacaktır.
  • Türk hukukunda senedin ön yüzüne atılan imzanın geçerli aval olarak kabul edilmesi sebebiyle, aval verenin eşinin senedin ön yüzünü imzalaması halinde, eşin kendisinin de aval veren olarak değerlendirilmesi sorununu ortaya çıkaracaktır.
  • Avalde eş rızasının aranması, kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ile örtüşmemektedir.

Sonuç  

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, uzun süredir sorunlu bir konu olan eş rızasının avalde aranıp aranmayacağı hususunu netleştirmiş ve böylece hem doktrinde hem de Yargıtay kararlarındaki süregelen tartışma ve görüş ayrılığını sonlandırmıştır.