A. Giriş

Bilim ve teknolojinin hızla geliştiği günümüz koşullarında, kişiler arasındaki etkileşim ve iletişim hızla artmaktadır. Bu değişim ve gelişim birçok yeni sorunu da beraberinde getirmiş olup, hukuki uyuşmazlıkların çözümü bakımından alternatif çözüm yollar aramaya sevketmiştir. Keza uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması için birinci yol tarafların devlet mahkemelerine başvurulmasıdır. Bu kapsamda her uyuşmazlık için tarafların devlet mahkemelerine başvurması yargıda iş yükünün artmasına ve artan iş yüküne paralel olarak yargılama sürecinin uzamasına neden olmuştur.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, tarafsız bir üçüncü kişinin taraflara, uyuşmazlığı çözme konusunda yardımcı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ortadan kaldırılması için çözümler ürettiği, devletin yargı organları yanında varlığını sürdüren ve seçimlik nitelik taşıyan uyuşmazlık çözme yöntemleridir. Diğer bir ifade ile “ADR” (Alternative Dispute Resolution) olarak anılan alternatif çözüm yolları devlet mahkemelerindeki yargılamaya alternatif teşkil eden uyuşmazlık çözüm yöntemleridir. Uyuşmazlıkların dava yolu ile çözümlenmesi yerine, tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermeleri, toplumsal barışın korunması açısından da tercih sebebi sayılmaktadır. Alternatif uyuşmazlık çözümü, aslında yargı sistemi ile rekabet içinde olmadığı gibi, amaç yargıyı ortadan kaldırmak da değildir. Devlete ait olan yargı yetkisinin mutlak egemenliğine zarar vermeden uyuşmazlıkların daha basit ve kolay bir şekilde çözümü amaçlanmaktadır.[1] Bu kapsamda Alternatif uyuşmazlık çözüm yönetmelerinde temel amaç hukuki anlaşmazlıkların tarafların karşılıklı görüşmelerinde bulunarak dostane yöntemlerle uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması ile uyuşmazlıkların daha basit ve hızlı bir şekilde çözümlenmesinin sağlanmasıdır. Bu nedenle alternatif çözüm yöntemlerinde kazanan ya da kaybeden taraf söz konusu değildir.

Alternatif uyuşmazlık çözümleri, Anglo-Sakson hukuk sisteminde doğup, Kıt’a Avrupası ülkelerinde de uygulama alanı bulmasıyla birlikte son yıllarda uyuşmazlıkların yargı dışı yollardan giderilmesine ilişkin Türk Hukukunda da alternatif çözüm yöntemi olarak değerlendirilebilecek çeşitli düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Türk hukukunda alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle ilgili olarak toplu iş hukukunda, vergi hukukunda, avukatlık hukukunda hatta ceza hukuku alanında dahi hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra tüketici hukuku ve aile hukuku alanlarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak nitelendirilebilecek uyuşmazlık çözme yöntemlerini içeren düzenlemeler öngören hukuk kuralları yer almaktadır. Bu yazımızda, en yaygın yöntem olarak değerlendirebileceğimiz alternatif çözüm yöntemlerinden arabuluculuk, uzlaştırma, tahkim ve Türk Hukukunda uygulanmaya başlanan yeni düzenlemeler üzerinde durulacaktır.

B. Türkiye’de En Yaygın Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri

  1. Arabuluculuk Ve Uzlaşma

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden arabuluculuk ve uzlaşma günümüzde yaygın ve etkin şekilde kullanılmaktadır. Arabuluculuk, uzmanlık eğitimi almış tarafsız ve bağımsız üçüncü bir kişi tarafından yürütülen ve tarafların bir araya gelerek uyuşmazlıklarına ilişkin bir çözüm süreci geliştirmelerini sağlamayı amaçlayan ihtiyari bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaşma kurumu ise, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adlî makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir yöntem olup, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması ve kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin, barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurum şeklinde tanımlanmaktadır.[2]

a. İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk

Dava şartı olarak arabuluculuk kurumu hukukumuza ilk defa 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunuyla (“İMK”) girmiştir. 25.10.2017 tarihli 30221 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanan 7036 sayılı İMK’nın 3. maddesi uyarınca iş hukuku yargılamalarında arabuluculuk dava şartı olarak getirilmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere iş yargılamasında arabuluculuk müessesinin dava şartı olarak getirmesindeki temel amacının, iş mahkemelerinin, bölge adliye mahkemelerinin ve Yargıtay’ın iş yükünü hafifletmek ve uyuşmazlıkların kolay, hızlı, ucuz ve etkili bir biçimde çözmeyi amaçlamaktır. İş yargılamasında arabuluculuğa başvuru şartı 01.01.2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanmıştır.

İMK 3. Maddesinin birinci ve üçüncü bentleri uyarınca bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı iken; iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davalarında bu şart yoktur. Böylece işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesi zorunlu hale getirilmiştir.

Arabuluculuğa başvurmadan dava açılması durumu İMK 3. Maddesinin 2. bendinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.”

b. Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Arabuluculuk

Yukarıda bahsedilen 7036 sayılı Kanunun arabuluculuğa ilişkin hükümlerinin 1.1.2018 tarihinden itibaren uygulanma başlanmasından sonra iş uyuşmazlıklarının çözümünde başarılı bir sonuç elde edilmiştir. Bu doğrultuda 7155 Sayılı Abonelik Sözleşmelerinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunun 20 inci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesi uyarınca 1.1.2019 tarihi itibariyle Kanunun 4.üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılamaması halinde ise davacı, anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanan bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkeme davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye göndermektedir. Davacı tarafından ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilecektir.

Bu kapsamda işçi ve işveren uyuşmazlıkları bakımından “dava şartı” olarak uygulanan arabuluculuk müessesesi, 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren alacak ve tazminata ilişkin ticari uyuşmazlıklar bakımında da zorunlu hale gelmiştir.

  1. Tahkim

Tahkim, uyuşmazlıkların devlet yargısı dışında, özel bir organ aracılığı ile çözümlenmesidir. Tahkim mahkemeleri genellikle bir veya üç hakemden oluşmaktadır. Tahkim mahkemelerinin esas görevi, taraflarca belirlenen hukuk kurallarını uygulamak üzere, uyuşmazlıkları çözüp bir “tahkim kararı” vermesidir. Her tahkim süreci tarafların karşılıklı mutabakatlarıyla tanzim ve imzalanan yazılı anlaşmalarına bağlıdır. Eğer taraflar bir uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine, tahkim kurulu tarafından çözülmesi konusunda anlaşmışlar ise, bu anlaşma “tahkim anlaşması” olarak adlandırılır. Usul kurallarının belirlenmesi açısından tahkim, taraflara ve hakemlere önemli oranda serbesti ve esneklik sağlamaktadır. Taraflar hakemleri, tahkim yerini ve/veya tahkim sürecinin dilini belirleyebilmektedirler.

Günümüzde uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde en çok tercih edilen alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi tahkim olmuştur. Tahkim olmasının nedeni uluslararası ticaret bünyesinde birtakım risklerin söz konusu olması ve uluslararası ticaretle uğraşanlar tarafından bu risklerin dikkate alınmasıdır. Bu riskler uluslararası ticaretin paralel olarak bünyesinde yer aldığı ilgili ülkelerin hukuk sistemlerinden kaynaklanmaktadır. Tahkim sözleşmelerinde tarafların hangi hukuk kuralarının uygulanacağı, tahkim hukukundaki yasal düzenlemeler ve bunların uygulanma alanlarının belirleyebilir olması uluslararası ticari uyuşmazlıklarda tahkimin daha tercih edilebilir olmuştur. Tahkimde hakemler daha adli makamlardan daha kısa sürede karar vermektedirler. Zira, adli hakimlerin maddi ve usul hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalarak karar vermelerine karşılık hakemlerin böyle bir zorunluluğunun olmaması, ayrıca hakimlerin mahkemelerdeki iş yoğunluğu nedeniyle geç karar vermelerine karşılık hakem mahkemelerinde böyle bir iş yoğunluğu söz konusu değildir.

Bu kapsamda coğrafi konumu dolayısıyla uluslararası ticarette önemli bir tahkim merkezi olma konusunda büyük avantaj sahibi olan ülkemiz bünyesinde de uluslararası faaliyet gösteren önemli tahkim merkezleri bulunmaktadır. Türkiye’de bulunan ve tercih edilen ISTAC, TOBB, İstanbul Ticaret Odası tahkim merkezlerinden bazılarıdır.

Gelinen bu noktada; alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, yargının yerine ikame edilmek istenen bir merci olmadığını belirtmek isteriz. Aksine, yargının daha etkin ve verimli bir biçimde çalışabilmesine hizmet eden; yargının yanında yer alan ve onunla yan yana yürüyen, etkin ve barışçıl hukuksal korunma yöntemleri bütünüdür. [3]

Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan yerel mahkeme faaliyetlerinin uzun sürmesi, maliyetlerinin fazlalığı gibi nedenler, uyuşmazlıkların çözümünde alternatif yollar aramaya sevk etmiştir. Bu noktadan hareketle, günümüzde Türk Hukuk sisteminde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinde yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Başlangıçta da belirttiğimiz üzere; ülkemizde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden olan ve etkin bir şekilde kullanılmaya başlanan arabuluculuk, 25.10.2017 tarihinde Resmi Gazete ile yayımlanan 7036 sayılı İMK ile birlikte işçi işveren uyuşmazlıklarında dava şartı olarak getirilmiştir. Yapılan işbu düzenleme ile hem günümüz çalışma koşullarına cevap veren bir kanun düzenlemesi olduğu hem de işçi ve işveren arasında uzlaşmacı bir kültür alt yapısı oluşturulmaya başlandığı söylenebilir. Keza iş uyuşmazlıklarında getirilen zorunlu arabuluculuk müessesi ile başarılı sonuçlar ortaya çıkması sebebiyle ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri bakımından da dava şartı olarak arabuluculuk getirilmiştir.

Öte yandan günümüz dünyasında ekonomik gelişmeler, küreselleşme, yeni teknoloji ve sermaye hareketleri sayesinde uluslararası ticari ilişkiler, gittikçe artmaya başlamasıyla ticari ilişkilerin de güven içinde yapılabileceği bir hukuk ortamı gereksinimi ihtiyacı doğmuştur. Bu bağlamda uluslararası ticari uyuşmazlıklar için tahkim günümüzde vazgeçilmez bir alternatif çözüm yöntem aracı haline gelmiştir. Ülkemizde de bunun için çalışmalar yapılmış olup, uluslararası uyuşmazlıklara çözüme kavuşturabilecek nitelikte tahkim merkezleri kurulmuş ve kurulmaya devam etmektedir.