Yeni Gelişme  

Anayasa Mahkemesi 30 Mayıs 2019 tarihli, 2015/11192 başvuru numaralı Kararı'nda ("Karar"), temsil yetkisini haiz olmamasına rağmen yönetim kurulu üyesi olunan şirketin kamuya olan borçlarından dolayı yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulması sebebiyle malvarlığına haciz konulmasının mülkiyet hakkını ihlal etmediğine hükmetti. Karar 19 Temmuz 2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlandı.    

İhlal Konusu Başvuru  

İlgili Karar'da, bahsi geçen yönetim kurulu üyesi; (i) herhangi bir temsil yetkisi bulunmadığını, (ii) ödeme emrine konu sigorta prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulamayacağını, (iii) Kurum alacağından müteselsil sorumluluğun olabilmesi için sadece yönetim kurulu üyesi sıfatını taşımanın yeterli olmayıp prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde temsil ve ilzam yetkisini haiz üst yönetici veya kanuni temsilci olunması gerektiğini, (iv) prim borcu sebebiyle evine, emekli maaşına ve aracına haciz konulduğunu, emekli maaşından kesintiler yapıldığını belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.  

Karar Ne Diyor?  

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/1/2017 tarihli ve E.2014/21-2323, K.2017/152 sayılı kararına da atıfta bulunarak, gerek 506 sayılı mülga Kanun’un 80. maddesinin gerekse 1/7/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yönelik olduğunu, primlerinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesi gerekliliğini vurgulayarak, prim alacaklarının etkin bir şekilde eksiksiz ve zamanında tahsilinin güvence altına alınabilmesi için tüm yönetim kurulu üyelerinin, imza ve ilzam yetkisi olmasa dahi zamanında ve usulünce tahsil olmayan prim alacakları nedeniyle müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarının somut olaydaki uygulanma biçimiyle elverişli ve gerekli olduğu ifade etmiştir.    

Anayasa Mahkemesi, kurum alacağından müteselsil sorumluluğun olabilmesi için sadece yönetim kurulu üyesi sıfatını taşımanın yeterli olmayıp prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde temsil ve ilzam yetkisini haiz üst yönetici veya kanuni temsilci olunması gerektiğine ilişkin Danıştay ve Yargıtay içtihatlarının 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki prim borçları için söz konusu olduğunu belirtmiş, ayrıca şirket yönetim kurulu üyesi olunan dönemdeki prim borçlarının ödenmesini teminen kanunda tanınan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engelleme imkânına da sahip bulunulduğunun altını çizmiştir.    

Sonuç  

Yönetim kurulu üyesinin, şirketi temsil yetkisi olup olmadığına bakılmaksızın, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonraki sosyal sigorta prim borçları ile gecikme zamlarının ödenmemiş olması nedeniyle doğan kamu alacağından şirket tüzel kişiliğiyle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğu söz konusudur.  

Anayasa Mahkemesi işbu sorumluluğun şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediğine kanaat getirerek yönetim kurulu üyesinin malvarlığına haciz konulması suretle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi yönetim kurulu üyesi aleyhine bozmadığı kanaatine varmıştır.