Deniz (Yük) Taşıma Sigorta Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk ve TTK’da Yer Alan Hükümlerin Seçilen Hukuka Müdahalesi

Deniz (yük) taşıma sigortaları uluslararası ticaret hukuku uygulamasının temel sözleşme türlerinden birisidir. Bu tür sigorta sözleşmeleri sigorta hukuku kapsamında büyük riziko içeren sigortalar olarak tanımlanmaktadır. Yabancılık unsuru taşıyan deniz taşıma sigortalarına uygulanacak hukukun tespitinde Türk hukukunun kanunlar ihtilafı kurallarına başvurmak gerekmektedir.

Bu kapsamda, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’da ((MÖHUK; RG: 12.12.2007/26728), genel olarak sözleşmelere uygulanacak hukuku belirleyen hüküm (MÖHUK m. 24) dışında, iş-tüketici ve diğer bazı sözleşme türlerinin aksine sigorta sözleşmelerine özgülenmiş bir kanunlar ihtilafı kuralı yer almamaktadır. Bu nedenle, diğer tüm sigorta sözleşmelerinde olduğu gibi, deniz taşıma sigorta sözleşmelerine uygulanacak hukuku belirlerken MÖHUK m. 24 esas alınacaktır. MÖHUK m. 24/f. 1 sübjektif bağlama kuralını (birincil bağlama noktası olarak tarafların sözleşmeye uygulanmak üzere seçtiği hukuka ilişkin düzenlemeleri), MÖHUK m. 24/f. 4 ise, objektif bağlama kuralını (tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde uygulanacak hukuku) düzenlemektedir. Uluslararası deniz (yük) taşıma sigortalarının, niteliği gereği tarafların açık hukuk seçiminde bulundukları bir sözleşme türü olduğu, uygulamada hukuk seçiminin ve hatta uyuşmazlık çözüm yönteminin ve yerinin belirlenmediği sözleşmelere rastlamanın pek mümkün olmadığı da bir gerçektir. Bu noktada, yük taşıma sözleşmelerine uygulanacak hukukun MÖHUK m. 29 ile düzenlendiğini ancak bu hükmün taşıma rizikosunu teminat altına alan sigorta sözleşmeleri bakımından uygulama alanı bulamayacağının da altını çizmek gerekmektedir.

Türk Hukukunun “büyük rizikoları” tanımlamak ve sigorta türlerini sınıflandırmak konusunda tereddüt ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Sigorta hukukunun düzenlenmesinde riziko sınıflandırmasının yapılmamış olması kanunlar ihtilafı alanında da etki doğurmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK; RG: 14.02.2011/27846) düzenlenen sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerin çoğu emredicidir. Zira, sigorta sözleşmeleri sigorta ettiren/sigortalı veya lehdar açısından zayıf tarafın korunduğu sözleşme türleri arasında yer almaktadır. Bu durum MÖHUK’un milletlerarası yetkiyi düzenleyen hükümlerine de yansımış; MÖHUK m. 46’da yabancılık unsuru taşıyan sigorta sözleşmelerinde uygulanmak üzere özel bir yetki kuralı düzenlenmiştir. Öyle ki, bu yetki kuralı kapsamında yetkili bir Türk mahkemesinin tespit edilebildiği hallerde, sigorta sözleşmelerinde yer alan ve yabancı mahkemeleri yetkilendiren anlaşmalar ile MÖHUK m. 46’nın gösterdiği Türk mahkemelerinin yetkisi bertaraf edilememektedir.

Ancak, sigorta sözleşmeleri için genel olarak geçerli olan bu durum, deniz taşıma sigortaları bakımından uygulanabilir değildir. Zira, deniz yoluyla yük taşınmasına ilişkin sigorta sözleşmeleri tacirler arası işlem niteliği taşımaktadır. Bu nedenle büyük rizikolara ilişkin bu tür sigorta sözleşmelerinin emredici kurallar ile düzenlenmesi gereği söz konusu değildir. Deniz taşıma sigortalarında korunması gerekli bir zayıf taraf bulunmadığı için uygulanacak hukukun belirlenmesinde ve özellikle MÖHUK m. 24/f. 1 kapsamında sözleşmede yer alan hukuk seçimine ilişkin maddelerin uygulanmasında MÖHUK m. 5 kapsamında kamu düzeni müdahalesi ve MÖHUK m. 6 çerçevesinde Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının söz sahibi olması istisnaen mümkün olacaktır. MÖHUK m. 5 uyarınca, “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.” MÖHUK m. 6 ise, “yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hâllerde o kural[ın] uygulanacağını” düzenlemektedir.

Diğer taraftan, halihazırda TTK’nın deniz taşıma sigortaları bakımından da uygulama alanı bulan birçok hükmü, bu hükümlere aykırılık halinde sözleşmenin tümünü veya aykırı olan sözleşme koşulunu geçersiz kılmaktadır. Ancak, belirtmek gerekir ki, TTK’da emredici şekilde düzenlenen hükümlerin tamamının kanunlar ihtilafı anlamında da bu vasfı taşıması beklenemeyeceği gibi yetkili hukukun yabancı bir hukuk olması halinde, bu hukukun ilgili hükümlerinin salt TTK’nın emredici kurallarına aykırı olması, söz konusu yabancı hukukun uygulanmasına da engel teşkil etmeyecektir.

Örneğin TTK m. 1404 uyarınca, “Sigorta ettirenin veya sigortalının, kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı bir fiilinden doğabilecek bir zararını teminat altına almak amacıyla sigorta yapılamaz.” Bu hüküm genel olarak sigorta edilebilir menfaatin korunması bakımından bir sınır çizmektedir. Kanaatimizce bu hüküm tüm ilgili tüm TTK hükümlerini emredici kılmadığı gibi, bu hükümlere aykırılığın kamu düzenine aykırı olacağı genellemesi de yapılamaz. Dolayısıyla, MÖHUK m. 5 kapsamında uluslararası kamu düzeninin yorumlanması ve ve yetkili yabancı hukukun uygulanması ile bir sonuca varmak gerekecektir.

Buna mukabil, örneğin sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü düzenleyen TTK m. 1423 hükmünün içeriğinin, tarafların seçtiği yabancı hukukta farklı düzenlenmiş olması mümkündür. Türk hukuku uyarınca aydınlatma yükümlülüğü kapsamında değerlendirilen bir konunun ilgili sürede sigorta ettiren/sigortalıya açıklanmamış olması halinde, aydınlatma yükümlülüğüne aykırı sözleşme hükmünün geçerliliğini etkileyen bir durum ile karşılaşılabilir. Bu noktada, yetkili yabancı hukukun uygulanması sonucunda ortaya çıkan sonucun Türk uluslararası kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespitinde, taşıma sigortasının taraflarının tacir olduğu unutulmamalıdır. Bu anlamda taraflarca seçilen yabancı hukukun uygulanmasının önüne geçilebilmesi için MÖHUK m. 5 kapsamında “açıkça” aykırılığın, “katlanılmaz sonucun” varlığı aranmalıdır.

Uluslararası deniz taşıma sigortalarında genel olarak ya milletlerarası ticari tahkimin yahut daha çok İngiliz mahkemeleri olmak üzere yabancı mahkemelerin yetkilendirilmesi nedeniyle, uyuşmazlıkların esasına girilen pek az yargı kararına rastlanmaktadır. Bununla birlikte konuya yaklaşımın ortaya konulabilmesi bakımından İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ( Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla ), 22/05/2018 tarih ve 2017/434 E. - 2018/214 K. sayılı kararının aşağıdaki bölümü önemlidir: “Konişmento şartlarının yazılı ve matbu olarak hazırlanmış olması geçerliliğini etkilememektedir. Esasen deniz ticaretindeki uluslararası taşımaların tamamı standart hükümler taşıyan konişmentolarla yapılmakta olup, davacı sigorta şirketinin sigortalısı da bunu bilerek ürününü taşıtmayı kabul etmiştir. Dava dışı sigortalı bir tacirdir. Taciri bağlayan tüm koşullar ona halef olan davacı sigorta şirketini de bağlar.” Buna göre, deniz (yük) taşıma sigortalarında, seçilen yabancı hukuk hükümlerinin etkinliği bakımından tarafların ve sözleşmenin niteliğinin dikkate alındığını söylemek yanlış olmayacaktır.